3.5.25 / Singapur

Singapur’da İngiliz ve Amerikan etkilerini hissederek sakin ve yalnız bir yürüyüşe çıktım oldukça sıcak bir günde. Yanıma kendimi almıştım, birazcık da müzik vardı ilk ilerleyişimde. Thaid Me Up” adlı Tayland yemekleri servis eden bir mekan gözüme takıldı. Onun hemen yanında “Barrells” adlı birahane de hoşuma gitti. Sanırım dönüşte burada oturup bira içeceğim. Ağaçların uzun ve yumuşak yapraklarına dokunduğumda bizim oradan daha rahatlatıcı dokuya sahip olduklarını hissettim bu koyu yeşil yaprakların. Bu türden çiçek, yaprak, ağaç insanın alerjisini azdırmadığı gibi alerjisini ortadan bile kaldırır diye düşündüm. Kocaman binaların arasında bozulmamış tertemiz caddeler hem de çimenler, ağaçlar, bitkiler ve kuş cıvıltıları arasında kimsenin kimseyi rahatsız etmediği rahat ve güvenli bir yolculuktu benimkisi. Güzel kokular yayan insanlar, köpeğini gezdiren kadınlar, çocuğunu çeşitli kurslardan aldıklarını düşündüğüm anneler telaştan çok ama çok uzakta neler yapıyorlardı böyle! Çimenlerde frizbi oynayan gençler hiç uğraşmasalar da dikkatimi çekiyorlar. Bu sıcakta koşulur mu demiyorum, koşan insana şapka çıkartıyorum. Ben bu havada yürüdüm diye eleştirileceğimi, bana şaşırılacağını bilsem de.  Newton adında bir metro durağı görüyorum ama yürüyüşümü kesmek istemiyorum. Çünkü şu an Singapur’un neresinde olduğumun bir önemi yok.  Hangi bölgesinde olursam olayım amaçsız bir hareketin içinde kalmak yararıma. Taksi bekleme alanına yaklaşırken ilk kez sigara içen birine denk geliyor ve yolumu ondan en uzağa aktarıyorum, hızlanıyorum. Frizbiciler belli düzeni oluşturmak için fosforlu yeşil rengindeki kukaları belli aralıklarla yerleştirmişler belli ki. Onlar da terlemiş ama devam ediyorlar terlemeye. Kokuyorlarsa da korkmuyorlardır kesin. Çimenlik büyük alanın girişinde yere öylesine bırakılmış bisikletler de onlara ait veya kiralamışlar. Bisikletler çalınır korkusu da taşımıyorlar. Üstünde sorun taşımıyorlar besbelli. Evet tahmin edildiği gibi o birayı içiyorum şimdi. “Bu an da yok olacak.” diye bakılabilir veya “insan ardında kalacak bu an da her an olduğu gibi!” diye düşünülecek belki. Ama ben bu anı hissederek çekiyorum biradan büyük bir yudum. İstanbul’da insanlar serpme kahvaltı yapıyorlardır bu saatte bense bira serpiyorum üstüme. Kahvaltıda çay içtim sadece ben. Kime göre kahvaltı, kime göre öğlen zaten! Telaşa kapılmadan iç şu birayı diyorum kendime. Zaten hiçbir şeye kapılmamak gerektiği gibi telaşa hiç kapılmamak gerekir. Mekanda “slow rock” müzik çalıyor. Biranın yanında iyi gidiyor. Mekandaki ekranlara bir dönüyorum ki ne göreyim bil! Mourinho’lu Chelsea’nin evinde Liverpool’dan yediği golü görüyorum kalemde! Mourinho da John Terry de ben de… Durgunuz ve üzgünüz şimdilik. Kısa bir an için tabii ve benim bira anım bu üzüntü anımdan daha baskın çıkacak biliyorum. Uzatmıyorum. Onların da uzatmadıklarına eminim. Zaten Chelsea ile de Mourinho ile de bir bağım yok. Sadece çağrışımlar var. Serbest çağrışımlar. Üstelik Liverpool’un köşesinde de Jurgen Kloop var. Rakibin de kaliteli olacak. Bilemedin kaldır vur! “Any Beer On Tap 10 $”

Ege’den “Asla! Asla Vazgeçemem Senden Asla” olarak bildiğimiz şarkının müziği çalıyor şu anda mekanda. Sadece müzik. Bilardo toplarının sesi müziği arada bir bölüyor ama bu bir sorun değil. Köpekli çift oynuyormuş bilardoyu da. Otobüse yetişmek için koşan insanı burada da beklemiyor otobüs şoförleri. Elimi yanağımın üzerine koydum ve uzağa baktım bir saniye için. Aklıma Biga’ya gidiş yollarım geldi. Otobüs yolculukları da garipti. Gençlik de garipti. İkinci birayı yarıya getirdim, e bir bira içen bizden değil denmişti sonuçta. Bir birayı daha yararıma getirdim. Otobüs de geldi, yetişemeyen az bir bekleyişle bindi otobüse. O da uzatmadı fazla. Bir köpek gördüm, çocukken Şarköy’de birisinin köpeğiydi. Türünü de bilemedim. Lesie tarzına yakın. Böyle mi yazılıyor onu da bilmiyorum. Sahibinin tasmasını tuttuğu bu köpeği görünce diğer sahibi olunan hayvanların hepsini düşündüm. Ve neden bilmem çocukluğum için ağladım. Belki kendim için, belki o hayvanlar için. Tam da ağlayamadım zaten. Keşke ağlayabilsem. Ufacık bir gözüm doldu, sonra geçti. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

18.05.2019 SAN SEBASTIAN [DONOSTIA]